Bayan Safir Mavi

Bloguma Hoşgeldiniz! :)

Ne okuyorum?

Atlantis'in Muhafızları - Alyssa Day (Poseidon Savaşçıları #5) Başlangıç: 29.06.2017

Ne izliyorum?

Shadowhunters 2. Sezon

Cuma, Mart 27, 2015

Kitap Yorumu: Sonsuz Yemin - Caragh M. Obrien (Birthmarked #3)

Sonsuz Yemin – Caragh M. O’brien


Orijinal Adı: Promised
Çevirmen: Zeynep Yeşiltuna
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2014
Seri Sıralaması: #3
Yayınevi: Martı Yayınları

Arka Kapak
Onun Kararı, Onun Sesi, Onun İsyanı

Klanıyla birlikte yepyeni bir başlangıç için yola çıkan gözüpek bir lider, güçlü bir kadın ve idealist bir âşık: Gaia!_

Halkı için umut vaat eden Wharfton artık hiç de Gaia'nın bıraktığı gibi değildir. Duvar içindeki hayata yeni bir şekil verip insanlığı yeniden tanımlama imkânı sunan, doğru genlere sahip bebekler paha biçilemez birer ticaret eşyası haline gelmiştir. __İsyanın ayak sesleri usul usul yaklaşırken, insanlığın kaderi Gaia'nın ellerindedir.

"Fantezinin ve bilimkurgunun olağanüstü birleşimi."
-Voya-

"Aşk romanlarını sevenler, heyecan tutkunları, kanında isyan ateşi taşıyanlar ve güçlü kadın karakterlere bayılanlar bu kitabı elinden bırakamayacak."
-School Library Journal-

"Gaia'nın, isyanında bir kez daha başarılı olmasını isteyeceksiniz."
-Kirkus-

"Doğum Lekesi ve Asil Kan'la başlayan bu başarılı seri, tatmin edici bir sonla tamamlanıyor."
-Booklist-


   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben çok iyiyim, hava çok güzel bu yorumu girdikten sonra kapıya çıkıp kitap okuyacağım. :) Bu arada kitap serinin 3. Kitabı olduğundan önceki kitaplardan spoiler içerebilir. Gelelim kitabımıza…

   Öncelikle ikinci kitapla ilgili şeyi söyleyeyim. Gaia, Matrark’ın doğumuna yardım ederken, Matrark’ın ölmesi sebebiyle yeni Matrark seçiliyor. Bu nasıl bir cümle oldu bilmiyorum ama öyle işte. :) Her neyse Matrark olarak seçilmeden önce, daha evvel insanların Sylum’dan güvenlice ayrılmalarının yolunu bulduğunu ve Matrark olursa gelmek isteyen herkesi Sylum’da çıkartacağını söylüyor.

   Kitabımızda bu olaydan yaklaşık bir yıl sonrasında başlıyor. Yaklaşık 1800 kişi erzakları ve yükleriyle Anklav’a doğru yola koyulmuş haldeler. Şaşırtıcı bir iki olaydan sonra –upss bunları söyleyemem :D- Anklav karşılarındadır. Tabii duvarın üstünde silahlanmış askerler onları beklemektedir.

   Bunlar Yeni Sylum’u kurmak için eski gölün yakınlarına yerleşmeye başlarlar. Gaia, Koruyucu’yla konuşmak için Anklav’a girer ve tutuklanır, sorgulanır ve bir olay sonucu canlı yayında Koruyucu’yla kendilerine su temin etmeleri karşılığında Sylum insanlarının dnalarının kayıt ettirecekleri üzerine anlaşırlar ve Gaia serbest bırakılır.

   Ertesi gün bütün herkes dnalarını kayıt ettirirken Koruyucu’nun sözünü tutmayıp su vermemesi üzerine küçük bir oyunla geri kalanların dnalarını kaydettirmezler.

   Daha sonra Leon gizlice Anklav’a girer ve etrafa belli aralıklarla patlayacak bombalar yerleştirir. Bunu anlayan Gaia Leon’un peşinden Anklav’a girer ve tünellerde Leon’u aramaya başlar saatlerce dolaşmasının ve kaybolmasının ardından Sasha’yı bulur. Sasha, çocukluk arkadaşıdır ve uzun zamandır birbirleriyle konuşmuyorlardır. Sasha, Taşıyıcı Enstitüsü’nde Taşıyıcı Annelik yaparken bebeğinden ayrılmak istemediği için kaçmış ve tünellere saklanmştır. Gaia, Sasha’dan Taşıyıcı Annelik yapanların bir kısmının bunu istemedikleri ve korktukları için ayrılamadıklarını öğrenir. Daha sonra Gaia, Sasha’nın yardımıyla tünellerden çıkmayı başarır ve içerden bir kişinin –kim olduğunu söylemeyeceğim :D- yardımıyla Anklav’dan çıkmayı başarır.

   Leon hala içerdedir ve en ufak bir haber yokken Koruyucudan bir davetiye gelir. Taşıyıcı annelik yapanlardan biri bebeğini doğurmuştur ve bunun kutlamasına Gaia’yı da çağırır. Gaia, Leonu bulmak için daveti kabul edip yanında birkaç adamıyla içeri girer. Davette öğrendiği oldukça şaşırtıcı şeyden sonra olaylar silsilesi tüm şiddetiyle baş gösterir.

   Burdan gerisini anlatmasam daha iyi olur sanırım çünkü spoiler vermeden nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Evet kitabı uzun bir müddet elimde süründürdüm ama yine de çok güzeldi bence.
   Kitabın anlatımı oldukça akıcıydı ve içinde geçen karmaşık olaylar bile büyük bir beceriyle okuyucuya aktarılmıştı.

   Kitapta tek bir kusur vardı oda sonu çok aceleye gelmiş gibiydi. Gaia’nın olan o durumdan sonraki duyguları daha iyi aktarılabilirdi ancak tam olarak okuyucuya geçmedi o his. Birde son kısımda olan bir şeye hiç anlam veremedim ben. Yani kitap birkaç eksi dışında gayet mükemmeldi. Bence okumalısınız. Okuyanlarınız varsa da bana yazın. Kitap üzerinde konuşalım :)

1. Kitap; Doğum Lekesi'inin yorumu için tıklayın.
2. Kitap; Asil Kan'ın yorumu için tıklayın.

Puanım

Sevgiyle Kalın…

Read More

Çarşamba, Mart 25, 2015

Kitap Yorumu: Dönüşüm - Morgan Rice (The Vampire Journals #1)

Dönüşüm – Morgan Rice


Orijinal Adı: Turned
Çevirmen: Emrah Saraçoğlu
Seri Sıralaması: #1
Sayfa Sayısı: 216
Baskı Yılı: 2012
Yayınevi: Sonsuz Kitap

Arka Kapak

   İçindeki yırtıcı duyguyu bastırması mümkün değildi…

   Susuzluğu öyle yok ediciydi ki acı çekiyordu…

   Önünde şarkı söyleyen adamın şah damarını parmaklarının ucunda hissediyor, nabzın ritmik sesleri dişlerini kamaştırıyordu.

   18 yaşındaki kibar, güzel ve utangaç Caitlini bedenindeki değişimler büyük bir felakete sürüklüyordu. Vampir meclisleri cadı avı başlatmışlardı, genç kızın yanında yalnızca onun uğruna meclisinden atılmayı göze alan yakışıklı ve güçlü Caleb vardı. İkisinin de hayatı artık Caitlinin bir seçilmiş olup olmadığına bağlı… Şehir vampirler tarafından kapatıldı…

   "Genç okurlar Dönüşüme bayılacak. Morgan Rice vampirlerin yaşadığı tipik olayları bırakıp heyecan dolu bir yol çizmiş. Herkese öneriyoruz."
The Romance Reviews

   "Bu müthiş maceranın ilk sayfasından itibaren heyecanı hissedecek, soluk almaya vakit bulamayacaksınız. Morgan Rice, okuru hikâyenin içine sokmayı çok iyi biliyor. Serinin ikinci kitabını heyecanla bekliyoruz."
Paranormal Romance Guild

   "Hoşunuza gitmeme ihtimali yok!"
Books for Life


   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben gayet iyiyim, iş ve okul arasında gidip geliyorum. Bu sebeple Sonsuz Yemin hala elimde sürünüyor. Sizde de aynı durum oluyor mu? Çok can sıkıcı bir durum kesinlikle. Bu arada bu yayını dün akşam derste yazdım ama hoca bilgisayarları kapattırınca bu güne kaldı. Her neyse gelelim kitabımıza…

   Öncelikle bu kitabı alınacaklar ve okumak istediklerim listesine eklemek için internette keşif yaparken rastlamıştım. Malum fantastik, bilim kurgu delisi olduğumdan böyle kitaplar çok ilgimi çekiyor. 

   Arka kapaktaki tanıtımı ve yorumları okuyunca “Hah işte bu! Kesinlikle okumalıyım”  diyerek eklemiştim listeme. Tabi seri olduğunu görünce de ayrı bir sevinç duymuştum. O sırada halk kütüphanesinde bulamadığım ve almaya da fırsatım olmadığından öylece kalmıştı listede adı. A101’de indirime girdiğini görmek benim için bulunmaz nimetti doğrusu. Tek kitabın kendi fiyatına tüm seriyi alabilirdim ancak annem sağ olsun müsaade etmedi.

    Kitabı bir günde çalışırken bitirdim. Şu var ki fena değildi ama çok beğendiğimi de söyleyemem. Gerçi okuduğum yorumlara da bakılırsa çoğu kişi benimle aynı fikirde. 

   Kitap çok hızlı geçiyor. Birçok olay sadece 3-4 günde olup bitiyor. Ayrıca yaşanan karmaşık olaylardan da zevk alınamıyor. Konusu ve anlatımı çok basit geldi. Onca okunan lezzetli kitapların yanında ağızda yavan bir tat bırakıyor. 

   Hele aşkın tadını hiç alamıyorsunuz. Karakterler tam tasvir edilmiyor ve duygu eksikliği çok fazla. Caleb ve Caitlin iki günde şıp diye birbirlerine âşık oluyorlar nasıl oluyorsa.

   Yapılan yorumlara baktığımda ikinci kitabın ilkine göre daha iyi olduğu söylenmiş. Serileri yarım bırakmayı sevmediğimden muhtemelen okurum ama ne zaman bilemiyorum. 

Puanım

Sevgiyle Kalın…


Read More

Perşembe, Mart 19, 2015

Kitap Yorumu: Saklanmış - P.C. & Kristin Cast (Gece Evi Serisi #10)

Saklanmış – P.C. & Kristin Cast


Orijinal Adı: Hidden
Çevirmen: Sevinç Seyla Tezcan
Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2012
Yayınevi: Pegasus

Arka Kapak

   Işığın Olduğu Yerde Karanlık Saklanamaz

   Sonunda Zoey isteğini elde etmiş ve Vampir Yüksek Konseyi, Neferet’in gerçek yüzünü görmüştür. Bu sayede Zoey ve çemberi kendilerini ve çok sevdikleri okullarını her geçen gün biraz daha güçlenen Karanlıktan korumak için yardım almaya başlamıştır. Güvensizlik tohumlarının filizlendiği ve Karanlığın karmaşa yarattığı Gece Evinde herkesin birlik olması gerekmektedir ama bu, son derece zor görünmektedir… Gerilim gittikçe artarken Zoey ve çemberi Karanlığın galip gelmesini çok geç olmadan engelleyebilecek midir?
Gece Evinde kaos ve karmaşa artıyor...


Alıntı

“Geleceğimiz yanarak ellerimizin arasından alındı. Nefret, saplantı ve kötülüğün alevleri arasında kül oldu.”


   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben iyiyim ama çookk sıkılıyorum. Bir haftadır aynı kitabı okuyorum ki sadece 100 sayfam kaldı ama elim gitmiyor kitaba. Ne yapsam diye düşünüyordum ki önceden okuduğum kitaplardan birine yorum gireyim dedim.

   Bu seriyi seviyorum açıkçası. Hakkında olumsuz yorumlar var evet ama ben seviyorum napayım. Gerçi yorumlara katılıyorum bu seriyi bence de P.C. Cast’ten çok kızı yazıyor ki P.C.’nin Tanrıça serisi bu seriden çok daha muhteşem.

   Bu seriyi almayı ve kitaplığımda yer vermeyi çok istememe rağmen hiçbir kitabının bende olmaması ayrı bir muamma. Görünen o ki seriyi almaya sondan başlayacağım. Bu seriyi hep kütüphaneden alıp okudum.

   Seriyi sevmemin sebeplerinden biri aslında annemle beraber okumamız. İlk kim başlayacak diye atışmamız, okurken “Hadi yaa bırak artık ben okuyacağım” atışmalarımız vs. Tabii arada okurken de birbirimize “Annneeeğğ ahhgg süper yaa bak noldu şimdi….”
“Sus anlatma daha okumadım oraları…”
“ Aahahaha anlatıcam iştee…”  veya
“Ayh çok heyecanlı.”
“Nerdesin, ne olduğunu anlatayım mı?”
“Yaahh anneeğğ hayır yaa suss ben okuyacağım..” diyaloglarıyla geçti bütün serinin okunma süreci. Başka kitaplarda da zaman zaman bu tarz atışmalarımız oldu tabii. Yani anlayacağınız bu kitaba kadar böyleydi umarım son iki kitapta da aynı şekilde olur. Neysee gelelim kitabımıza…

(Dikkat buradan itibaren biraz spoiler içerebilir :D)

   Kitap Lenobia’nın rüyasıyla başlıyor. Başta hiçbir şey anlamadım. Ancak okudukça tabii ki her şey netlik kazanıyor. Ardından gelişen olaylarda yine akıl almaz derecede ilerliyor. Lenobia’nın kısımları geçince bu sefer Aurox’u görüyoruz. Alıp sarasınız geliyor onu.

   Daha sonra birde Neferet’in yaptığı şeytanlıklar var tabii ikinci kitaptan beri yaptığı şeylerin haddi hesabı yok. Kalona var birde :) onu unutmak ne mümkün :) Işığın yolunu seçmesi ve Karanlığa sırt dönmesi bir hayli müthiş bir durum. Birde kardeşi Erebus var :) Bitmiyor anacım bu ölümsüzler.

   O kadar ismi nasıl ezberledim ben bile şaşıyorum kendime. Gerçi Erebus’un ismini önceki kitaplarda sık sık duymuştum Erebus’un Oğulları Savaşçıları olarak. Bu Erebus kendisi Nyx’in savaşçısı ve Kalona’nın ikiz kardeşi –tıpatıp aynı olmsına karşın altın sarısı kanatlar falan yani Kalona’nın iyi versiyoru- oluyor kendisi. :) Tabi bir de şu var ki Kalona’nın Erebus’tan daha iyi ve yürekli olduğunu anlıyoruz kitapta.  

   Bir de Shaunee ve Erin ikizleri var tabi. –Bildiğiniz gibi bunlar önceki kitapta ayrılmışlardı.- Shaunee’ye saygı duyarken Erin’e içimden birçok laf saymışımdır. Olaylar bayağı bir karışıyor. Tabi temel faktör NEFERET! Okurken neler saydırdım bilmiyorum.

   Zoey ve arkadaşlarına gelince bilgelikleri ve birlikleri sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceklerini ispatlıyorlar. –Her ne kadar Erin olmasa da.- Dostluklarına o kadar imrendim ki anlatamam. :) Onlarsız ne yapacağım bilmiyorum. Serinin sonuna o kadar az kaldı ki. Bittikten sonra boşluğunu neyle dolduracağım hakkında pek bir fikrim yok. Şimdilik bu kadar. :) 

Uzun bir yorum oldu sıktıysam affola. :) Vee bunu yayınlayıp, okul için hazırlanmaya gidiyorum. Öpüldünüz. :)

Puanım
(Kitabı uzun zaman önce okudum. Belki eksikleri veya beğenmediğim kısımları vardı ancak hatırlamıyorum. Hatırladığım kadarıyla benim için 5 puanlıktı.)


Sevgiyle Kalın...

Read More

Salı, Mart 17, 2015

Kitap Yorumu: Şeker Portakalı - José Mauro De Vasconcelos

Şeker Portakalı – José Mauro  De Vasconcelos


Orijinal Adı: Meu Pé de Laranja Lima
Çevirmen: Aydın Emeç
Sayfa Sayısı: 183
Baskı Yılı: 2011
Yayınevi: Can Yayınları

Arka Kapak

   Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelosun başyapıtı Şeker Portakalı, "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü"dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelosun çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zezenin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı "yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını" söyler.

   Aydın Emeç’in, güzel Türkçesiyle dilimize armağan ettiği Şeker Portakalının başkahramanı Zezenin büyüdükçe yaşadığı serüvenleri, yazarın Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı romanlarında izleyebilirsiniz.



Alıntılar

“Gırtlağımda bir şey düğümlenmişti, yediklerim boğazımdan geçmek bilmiyordu… Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur.”
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
“Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve hüzünlü kişiler.”
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
“Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramıyorum.”
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
“Nen var Zezé?”
“Hiç. Şarkı söylüyordum.”
“Şarkımı söylüyordun?”
“Evet.”
“Öyleyse ben sağır olmalıyım” İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.”
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
“Önemi yok, onu öldüreceğim.”
“Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?”
“Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek. Ve bir gün büsbütün ölecek.”


Yorum

   Merhaba arkadaşlar, keyifler nasıl? Mutlu bir sabah oldu benim için. Umarım sizin içinde aynı güzellikte geçmiştir. Gelelim kitabımıza…

   Ne desem bilemiyorum şimdi. Okuyalı epey bir zaman geçtiğinden detayları pek hatırlayamıyorum. Ancak ne hissettirdiğini hala hissedebiliyorum.

   Kitabı hatırlayabilmek adına aldım elime ve içinde küçük bir gezintiye çıktım. Hissettirdiklerini tekrar hissettim. Böyle bir kitap Şeker Portakalı…

    Epey zaman oldu dedim de öyle seneler falan değil. Bayadır adını duyuyordum bu kitabın. Hakkında soruşturma haberleri de çıkınca iyice meraklanmıştım. Aldım kitabı başladım okumaya.

    Okuyor muyum o anları yaşıyor muyum ayırt etmek güçtü. Öyle etkileyici bir kitap ki minik Zezé’nin yaşadıkları insanın böğrüne taş basar cinsten. Hele o boyundan büyük aklı yok mu işte insanın gönlünde taht kuruyor resmen.

   Okudukça yaşadım yaşadıkça da Zezé’yi alıp kocaman sarasım geldi. Küçücük aklında milyonlarca hayaller barındıran dünyası da insanı mest ediyor doğrusu.  Herkesin okuması ve öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Alın, okuyun ve yaşayın.

Puanım



Sevgiyle Kalın…

Read More

Cuma, Mart 13, 2015

Kitap Yorumu: Asil Kan - Caragh M. O'brien (Birthmarked #2)

Asil Kan – Caragh M. O’brien


Orijinal Adı: Prized
Çevirmen: Zeynep Yeşiltuna
Sayfa Sayısı:496
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: Martı Yayınları
 Seri: Birthmarked #2

Arka Kapak

   Her şey karardığında geriye kalan tek kalkanın, inancındır

   Sadece kadınların sözünün geçtiği, erkeklerin köle olarak hayat sürdüğü Sylumda zincirin başka bir halkası olmayı reddeden Gaianın bilinmeze giden hikâyesidir bu.

   Geçmişini ardında bırakarak, sadece inancı ve masumluğuyla hareket eden bu genç kızın perde arkasında dönen oyunlara karşı dimdik duruşudur.
   Aşka saygısı, sadakati ve geleceğe karşı duyduğu sorumlulukla zorluklara karşı verdiği mücadelenin anlatıldığı güçlü bir destanın satırlarıdır.


Yorum

   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben çok iyiyim. Bugün hava çok güzel ayrıca serinin 2. kitabı da bitmiş bulunmakta. Yorumunu girdikten sonrada kapıya çıkıp 3. kitap olan Sonsuz Yemin’e başlayacağım. 1. Kitabın yorumunu okumak için buraya.

   Gelelim kitabımıza… Kitap Gaia’nın çölde hayatta kalma mücadelesiyle başlıyor. Daha doğrusu onu kurtaran atlıyla. Atlımız Gaia ve kardeşi Maya’yı kurtararak Sylum’a götürür. Gaia’nın bildiği adıyla Ölü Orman’a.

   Sylum, kadınların azınlıkta ama yönetici konumda bulunduğu bir yer. Yani kısacası kadınların sözü geçiyor ve erkeklerin hiçbir söz hakkı yok. Öyle ki evlenme teklifini yapan ve evleneceği kişiyi seçen de kadınlar. Uzun zamandır doğan çocukların hepsi erkek olunca haliyle kadınların değeri artıyor. Hele ki Gaia, ebe olduğu öğrenildiği zaman daha da değerleniyor.

   Maya’yı elinden alıyorlar ki bu kısma çok sinir olmuştum. Gaia, kardeşini bilerek ölüm riskine attığı için artık üzerinde hak iddia edemeyeceğini belirtiyorlar ve başka bir aileye veriyorlar. Daha sonra Gaia, bir libbinin (Evlenmek istemeyen ve söz hakkı elinden alınan kadınlar) ebeliğini yapıyor ve öğreniyor ki libbi olduğu için bir süre sonra bebeği ellerinden alacaklar. Hoppalaa, neyden kaçıyordu nereye düştü.

   Her neyse, burada ebeliğe devam ediyor. Chardo Will yani Gaia’yı kurtaran  Chardo Peter’in kardeşiyle havuzdan atılan erkeklerin kısırlık sebeplerini ve neden erkek doğumunun fazla olduğunu keşfediyor. Bunu Matrark’a yani yöneticileri olan kadın’a söyleyemiyorlar.

   Daha sonra kitaba çok geçmeden Leon (Yüzbaşı Grey) da katılıyor. Gaia bu sırada bir kadının düşük yapmasına yardım ediyor ve Matrark bunu öğrenince Gaia’ya düşünme cezası vererek kulübeye hapsediyor.

   Gaia uzun bir müddet olduğu kişiden taviz vermemek için direniyor. Ancak Leon’u kurtarmak için sonunda pes ediyor ve teslim oluyor.

   Kitabın ilerleyen kısımlarında Leon, Gaia’ya düşman kesiliyor, değişip Matrark’a boyun eğdiği için. Gaia bu sıralarda kendini tam olarak bir üçgenin içinde buluveriyor. Bir köşede onu kurtaran atlı Peter,  diğer köşede cana yakın kardeşi Will, diğer köşede ise Leon vardır.

   Yaptığı büyük bir hatadan sonra aklı başına geliyor ki bu noktada ona çok kızmıştım. Kendi özüne dönerek dimdik Matrark’ın karşısına geçiyor.

   Kitap boyunca Gaia’nın inancının sınanmasını görüyoruz. Ki ilk kitaptan çok daha iyiydi. Yazar kesinlikle ilk kitabın üstüne oldukça katarak devam etmiş. Özellikle sonlarda Gaia’nın kendine gelerek ayağa kalkmasına bayıldım.

   Kitapta, önceki kitapta olduğu gibi mantık hataları yoktu. Çok akıcı bir şekilde okudum. Bence müthişti. Anlatıma, kurgunun ilerleyişine hayran kaldım. Oldukça şaşırtıcı ve akıllıca kurgulanmış noktalar vardı.

   Eveett, benden bu kadar. Şimdi kapıya çıkıp biraz kitap okuyayım.

Puanım


Sevgiyle Kalın…

Read More

Perşembe, Mart 12, 2015

Kitap Yorumu: Son Şarkı - Nicholas Sparks

Son Sarkı – Nicholas Sparks


Orijinal Adı: The Last Song
Sayfa Sayısı: 470
Baskı Yılı: 2013
Yayınevi: Artemis

Arka Kapak

AŞKIN YAZI BİTER Mİ? 
AŞKSIZ YAZ GEÇER Mİ? 

New York Times çoksatarı yazar Nicholas Sparks modern aşk öyküleri anlatmaktaki ustalığını bir kez daha gösteriyor. Ailesinin aldığı ani kararlar sonucu evini, çevresini, alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalan Veronica kızgın ve küskündü. Oysa bu parçalanma ona hayatının hediyesini getirecekti. Bilmiyordu. İlk aşk. Yakalandığı bu tutku, ısrarcı, kararlı ve yeryüzündeki her şeyden güçlüydü. Bilmediği bir şey daha vardı... Aşk, onu acının anaforuna doğru inatla sürüklüyordu. 

BÜTÜN MUTLU AİLELER BİRBİRİNE BENZER. HER MUTSUZ AİLENİN MUTSUZLUĞU İSE KENDİNE ÖZGÜDÜR.-Tolstoy 

   On yedi yaşındaki Veronica Ronnie Miller'ın hayatı, ailesinin boşanması ve babasının New York'tan Kuzey Carolina, Wrightsville Plajı'na taşınmasıyla altüst olmuştu. Dahası tüm bunların üzerinden üç yıl geçmişti ancak Veronica hala kızgın, hala küskündü. En çok da babasına. 

   Bir gün annesi, herkesin hoşuna gideceğini düşündüğü, harika bir fikirle çıkageldi. Ronnie ve kardeşi yaz tatilini babasının yanında geçirecekti. 

   Ronnie'nin babası eski bir konser piyanistiydi ve gelin görün ki, bu sıkıcı, küçük sahil kasabasında sakin bir hayatı tercih etmişti. Tek tutkusu da kasabanın kilisesi için bir sanat eseri hazırlamaktı. 

   Asi ve kırılgan Ronnie ise hiçbir şeyi umursamıyordu. Babasının tüm yakınlaşma çabalarını karşılıksız bırakıp yaz bitmeden New York'a dönmenin bir yolunu arıyordu aslında. Fakat karşısına Will çıktı ve dünya yavaşça silindi gözlerinden. Artık nerede olduğu değil, Will'le olup olmadığı önemliydi. 

   İşin komiği Will, kasabanın kazanovası ve Ronnie'nin âşık olabileceği en son erkekti. Ama aşk ısrarcı, kararlı ve her şeyden güçlüydü. 

   Ronnie yavaş yavaş kalkanlarını indiriyor, kendini yüce aşkın kollarına bırakıyor, aşkın, acının kucağına çekiliyordu. Ronnie işin acı kısmının asla farkında değildi...



Yorum

   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben iyiyim, sadece şu sıralar canım pek fazla bir şey yapmak istemiyor. Dizi açsam iki dakika sonra sıkılıyorum falan. Asil Kan’ı okumaya devam ediyorum. Güzel gidiyor. Birkaç güne onunda yorumu gelir sanırım. Her neyse gelelim bugün yorumlayacağım kitaba.

   Bu kitabı, çalıştığım zaman okuyordum. Bu yüzden bir hafta aldı bitirmem. Normalde daha kısa sürede okuyabileceğim bir kitaptı. Ancak sabahtan akşama kadar çalıştıktan sonra eve gelince tabiri caizse devrilip uyukluyordum. :)

   Sıkıcılıktan oldukça uzak bir kitap. Olaylar seri bir şekilde sıkmadan ilerliyor. Veronica ve babasının ilişkisi etkileyici. Ayrıca kardeşine de bayıldım.

   Gerek yaşadığı sıkıntılar olsun gerekse Will ile yaşadıkları anlar olsun gerçekten de etkileyici bir kitap ve aile ilişkisini oldukça güzel bir şekilde ele almış.

   Okurken keyifle okuyacağınızı düşünüyorum. Bu kitabı okuyalı bayağı oluyor. Bu sebeple uzun uzun bir yorum yapamayacağım. :) Ayrıca bu kitabın birde filmi varmış. Henüz izlemedim ancak izlemeyi düşünüyorum. :) Kitabı okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.

Puanım


Sevgiyle kalın…

Read More

Pazartesi, Mart 09, 2015

CNR Kitap Fuarı 2015


Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben çok ama çok iyiyim. Dün harika bir gün geçirdim. Çok yoruldum ama yinede harikaydı. Tek başıma giderken ilk defa gittiğim için tereddütlüydüm ama fuarın kapısından girdiğim andan itibaren bütün endişe, tereddüt uçup gitti. 

İlk başta hemen Postiga standına koştum ve Satılık'ı aldım. Yeeyy çok mutluyum. Uzun zamandır istiyordum İlknur ablamın imza günüde olunca harika bir ikili oldu. Gerçi ben erken gittiğim için İlknur abla henüz yoktu bende diğer stantları dolaştım. 

Deli Divane hesapta yoktu aslında ama daha önceden duyup merak ettiğim bir kitaptı birde Nehir Erdem'in imza günü olduğunu öğrenince alayım dedim. 

Asil Kan ve Sonsuz Yemin, Doğum Lekesi'nin 2. ve 3. kitapları. Martı yayınlarında bütün kitaplar 10 lira olunca, 1. kitabıda yeni bitirdiğim için seriye ara vermeyeyim dedim. Eve gelir gelmezde Asil Kan'a başladım.

Meleğin Düşüşü, Zehir Ustası, Umutsuz ve Kurtlara Söyle Eve Döndüm kitapları ise Saklama Kabı'nın sahibi Eren abinin videolarından duyup listeme yazdıklarımdı. Aslında bayağı uzun bir listeydi yaklaşık 20 kitaplıktı ama maalesef yanımda yeterince para yoktu o yüzden alamadım.

En üstte görünen kitapta kardeşime aldığım kitap. Param suyunu çekmek üzereydi telefon açıp "Abla bana da kitap alsana" diyen -kitap okumayı sevmeyen- kardeşimi kıramayıp Küçük Olimposlular kitabını aldım. Okursa devamını da alacağım inşallah. 


Vee kitaplarımı aldıktan sonra İlknur ablamın yanına uçtum. Kitabımı imzalattım, kucaklaştık, sohbet ettik harikaydı. 

Okur Yazar blogunun sahibi Elif abla da oradaydı. Param suyunu çektiği için kitabını alamasam da fotoğraf çektirdim. En kısa zamanda almak istiyorum kitabını. Buradan öpücüklerimi yolluyorum. 

Nehir Erdem'den de imzamı aldım. Fotoğrafımı çektirdim. 

Işıl Parlakyıldız'ın geleceğini tamamen unutmuşum. Ben sadece İlknur ablaya odaklanınca uçmuş aklımdan. Kitabımı evde unutmuştum ama yinede fotoğrafımı çektirdim. 

Hepsi çok tatlı, çok sevimli insanlardı. Tanıştığıma o kadar mutluyum ki anlatamam. Çok güzel bir gün geçirdim. Tabii Kübra ablayı ve Rabia ablayı unutamam. Fotoğraf çekilmeyi unutmuşuz ama olsun. Hepsine ayrı ayrı öpücüklerimi sevgilerimi yolluyorum.

Umarın gidenler için de aynı güzellikte geçmiştir fuar. 

Sevgiyle Kalın...
Read More

Cumartesi, Mart 07, 2015

Kitap Yorumu: Manolya Kokulu Hikayeler

Manolya Kokulu Hikayeler


Derleyen: Ender Haluk Derince
Sayfa Sayısı: 320
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: Yakamoz Yayınları

Arka Kapak

"Her şey beklemesini bilen kişiye kendiliğinden gelir."

Kokulu Kitap Umudunu yitirme, Şu hayatta bir şeyin bitişi her zaman başka bir şeyin başlamasına sebep olmuştur. Okurken içinizi huzurla dolduracak, yüreğinizi ısıtacak, iyilik, sevgi, dostluk ve mutluluğu dile getiren birbirinden güzel 42 adet hikâyeden derlenen bu kitapla hayata keyifli bir mola verip kargaşadan sıkıntılardan uzaklaşacaksınız.


Alıntılar

Hepimizin hayatı, yarınlara bırakılmış işlerle, ertelenmiş umutlarla dolu...
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Sevgi her zaman kolların açık duruşudur, sevgi için kollarınızı kaparsanız, kendiniz dışında tutacak hiçbir şey kalmadığını görürsünüz.
-Leo Buscaglia
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
"Başarısız olmak mı? Ben o duyguyu hiç tatmadım. Benim yaşadıklarım birkaç talihsizlikti."


Yorum

  Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben iyiyim, hatta çok iyiyim. Çünkü yarın CNR kitap fuarına gidiyorum. Almak istediklerimin listesi bayağı bir uzun ve hangi birini alabileceğimi biliyorum. Bakalım yarın neler olacak.

   Her neyse, bu kitabı A101’den almıştım. A101’în kitap kampanyalarını takip etmeye çalışıyorum genelde. Söylemeliyim ki kitabın kokusu bir harika. Eve gelip dolaba koyduğumda, dolabı her açışımda buram buram kokusu yayılıyordu. Bir de okurken sayfaları çevirirken de o hoş kokuyla okumak çok keyifliydi.

   Kitap kimi zaman içinizi ısıtacak kimi zamanda sızlatacak kısa hikâyelerden oluşuyor. Sanırım en uzun hikâyesi 4-5 sayfalıktı.

   Normalde 1 günde bitirebileceğim bir kitap olmasına rağmen yine yaklaşık 4 günde bitirdim. Bunun sebebi de sadece okula giderken minibüste veya dersin başlamasını beklerken büfede okumam.

   Ben sevdim bu kitabı, diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Bakalım onları okumak ne zamana kısmet olacak.

Puanım


Sevgiyle Kalın

Read More

Çarşamba, Mart 04, 2015

Kitap Yorumu: Aklından Bir Sayı Tut - John Verdon (Dave Gurney #1)

Aklından Bir Sayı Tut – John Verdon


Orijinal Adı: Think of a Number
Çevirmen: Cemile Özyakan
Sayfa Sayısı: 480
Baskı Yılı: 2011
Yayınevi: Koridor Yayıncılık

Arka Kapak

Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır: "Aklından herhangi bir sayı tut. 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı." Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir: "Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin... Küçük zarfı aç." 

"Aldıklarını geri vereceksin 
Vermiş olduklarını aldığın zaman. 
Biliyorum ne düşündüğünü, 
Ne zaman uyuduğunu,
Nereye gittiğini, 
Nereye gideceğini. 
Seninle bir randevumuz var, 
Bay 658." 

Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle hissedeceğiniz bir kitap "Aklından Bir Sayı Tut" kolay kolay unutmayacağınız bir roman.


Alıntılar

Sayfa 120: "Hayatlarımızdaki en büyük acı, kabul etmediğimiz hatalarımızdan gelendir, bizim asıl kimliğimizle uyuşmayan hatalardır. Bize öyle zıtlardır ki, onlara bakmaya katlanamayız. Bir vücutta iki insan oluruz, birbirlerine katlanamayan iki insan. Yalancı ve yalancılardan nefret eden. Hırsız ve hırsızlardan nefret eden. Bu savaşın verdiği acıya benzer başka bir acı yoktur. Bu acı, bilinç seviyemizin üzerine çıkar. Ondan kaçarız ama bizimle koşar. Nereye kaçarsak kaçalım, savaşı beraberimizde götürürüz."
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Sayfa 125: “İnsanların iç dünyaları çatışmalarla doludur. Bu bizim ilişkilerimizi şekillendirir, kızgınlıklar yaratır ve hayatlarımızı mahveder.”
“Bir örnek ver.”
“Yüzlerce örnek verebilirim. Mesela en büyük çatışma kendimizi görme şeklimiz ve başkalarını görme şeklimiz arasındadır. Örneğin, biz tartışıyor olsan ve sen bana bağırsan, bunun sebebinin öfkeni kontrol edememen olduğunu düşünürüm. Fakat ben sana bağırsam, bunun sebebini kendi öfke kontrolsüzlüğüm değil, senin kışkırtman olarak görürüm. Bağırmamın uygun bir tepki olacağı ve senden kaynaklanan bir şey…”
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Sayfa 126: "Akıl ikilemler ve çelişkiler yığınıdır. Başkalarının güvenini kazanmak için yalan söyleriz. Gerçek kimliğimizi birileriyle yakınlaşmak için gizleriz. Mutluluğu yakalamak için, mutluluğu kaçıran tercihler yaparız. Haksız olduğumuz zamanlarda haklı olduğumuzu göstermek için olağan üstü çaba gösteririz."
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Sayfa 128: Ruhun bu şekilde bölünmesi genellikle yüze yansır ve en çok gözlerde belirgindir.


Yorumum

   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben iyiyim, ancak akşama web tasarım dersim var saatler yaklaştıkça sıkıntı çörekleniyor üstüme. Neyse en iyisi kitabın yorumuna geçeyim.

   Kitabı başlarında sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Gerçekten de sıkılmıştım. Ancak cinayetten sonra kitabı bir solukta bitirdim.

   Katilin polislere oynadığı oyunlar aynı kedinin fareyle oynaması gibiydi. Ayrıca dedektif Gurney’in olayları çözmesi de müthişti. Tabi bu çözümlerde karısının payını unutmamak gerekir.

   Yalnız canımı sıkan konu şu ki adam gözünün önündekini fark edemedi. Kitabın yarısına ulaştıktan sonra katili tahmin etmiştim ancak Gurney’in ipucu önündeyken bile fark edememesi canımı çok sıktı.

   Ayrıca final de katille birlikte gerçekleşen olaylar akıl almaz derecedeydi. Okurken gözlerim pörtlemişti. :) Kitabın konusu olayların ilerleyişi ve çözümlenme süreci gayet akıllıca bir biçimde kurgulanmıştı. Özellikle katilin cinayet mahallinde bıraktığı izler tamamen insanı şok ediyor :) 

   Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.

Puanım

Sevgiyle Kalın…


Read More

Salı, Mart 03, 2015

Kitap Yorumu: Serenad - Zülfü Livaneli

Serenad – Zülfü Livaneli


Sayfa Sayısı: 484
Baskı Yılı: 2011
Yayınevi: Doğan Kitap

Arka Kapak

   Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.

   1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

   Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

   Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesi.


Alıntı

   "Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenlerde çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!" (Sayfa 88)


Yorumum

   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Havalar bu sıralarda çok düzensiz dikkat edin kendinize.

   Okumaya başladığım da, doğruyu söylemek gerekirse sıkılmıştım. Hatta ara verip kuzenimden ödünç aldığım Aklından Bir Sayı Tut adlı kitabı okudum. (Onun yorumunu da en kısa zamanda yapacağım.) Daha sonra elime alıp devam ettiğimde itiraf etmeliyim ki bir solukta bitirdim.

   Max ve Nadia’nın yaşadıkları gerçekten çok etkileyici. Struma olayını ilk defa bu kitapta öğrendim. Eminim çoğu kişi de aynı şekilde bu kitaptan öğrenmiştir. Ayrıca sadece –yanlış hatırlamıyorsam- 2 hafta tanıdığı birinin Maya’nın hayatını bu denli değiştirmesi de olağanüstüydü.

   Tabii birde Maya ve oğlu Kerem’in iletişimdeki zorlukları ve Max sayesinde azda olsa yakınlaşabilmeleri çok hoştu doğrusu. Kitabı okurken her ne kadar Max ve Nadia’yı merak etsem de, Maya ve Kerem’in iletişimlerinin nasıl olacağı konusu da merak uyandırıyor.

   Kitabı Maya’nın ağzından okuyoruz. Ve Max’in gelmesinden ölümüne kadar ki olan kısımları anlatırken şimdiki zamana geçen bölümlerinde insanı bir an geçmişten çekip, o an bulunduğu uçağın içine çekiyor.  

   Kitabın anlatımı samimi ve rahat. Başlarda okurken sıkılsam da tekrar elime alıp Max ve Nadia’nın yaşadıklarını okuyunca insanı büyük bir duygu seline sürüklüyor.  Ayrıca geçmişte yaşanılan olayları insanların nasıl zulüm gördüklerini, acılar çektiklerini de hissederek okudum.

   Aslında biryandan da kitapta ırkçılık ele alınmış. Sırf Yahudi olduğu için, sadece farklı görüşte oldukları için öldürülen insanlar. Aslında geçmişte yaşanılan bu acıların bitmediğini görebiliriz. Şu anda herkesin gördüğü gibi Müslümanlarda katlediliyor. Geçmişte bu kadar acı yaşanmış, evet. Ancak hala bu acılar yaşanmaya devam ediyor. Geçmiş için ne kadar uyuduğumuz belli. Geçmişte bu yaşanılan acıları bu kitapta görüp uyanmış olsam da, Bugün için uyanık olan var mı?

   Önceden dediğim gibi Struma olayını ve daha birçok olayı bu kitapta öğrenmiştir çoğumuz. Geçmiş için artık insanlara bu olanları anlatmaktan başka bir şey yapılamaz. Peki bugün? Bugün yaşananlar ve yarın yaşanacak olanlar için de mi bir şey yapılamaz? İnsan öğrenemeyeceği durumda olup bilmediği şeylerden mesul değildir. Ancak araştırıp öğrenme imkânı varken bilmediklerinden mesuldür.  Bu sebeple bu gün ve yarın yaşanılacak acıları –Suriye gibi – duyuyorsak iyice araştırıp, öğrenip neler yapabileceğimizi düşünmeliyiz. Şuan 17 yaşında olabilirim ancak bu benim düşünemeyeceğim, araştırıp öğrenemeyeceğim anlamına gelmez. Pek fazla bir şey yapamasam da en azından bu şekilde yazarak belki başkalarını düşündürebilirim. Umduğum şey bu.

Puanım

Sevgiyle Kalın…





Read More

Pazartesi, Mart 02, 2015

Kitap Yorumu: Doğum Lekesi - Caragh M. O'brien (Birthmarked #1)

Doğum Lekesi – Caragh M. O’brien


Orijinal Adı: Birthmarked
Çevirmen: Zeynep Yeşiltuna
Sayfa Sayısı: 480
Baskı Yılı: 2013
Yayınevi: Martı Yayınları

Arka Kapak

   Geleceğin dünyasında insanoğlu ikiye bölünmüştür.

   Bir yanda son derece ihtişamlı ve korunaklı hayatlar yaşayan üstün bir ırk, diğer yanda bu ırkın varlığını sürdürmek için görevlendirilmiş, zor koşullar altında yaşayan ötekiler...

   Yüzündeki çirkin yara izi yüzünden kusursuzların dünyasından ucube olarak dışlanan bir kız, bu üstün ırkın bilinmeyen gerçeklerini ortaya çıkaracak bir güce sahiptir; çünkü geleceğin kaderi, bu kıza ait eski ve gizemli bir kurdelenin ucundadır...


Yorumum

   Merhaba arkadaşlar, keyifler nasıl? Ben iyiyim sadece biraz uykusuzum. Erken uyanmaktan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Her neyse, sonunda kitabımı bitirebildiğim için mutluyum. Dün bitirdim ancak hem günü kendime ayırmak istedim, hem de yorumunu girip girmemekte kararsız olduğum için dün yorumunu girmedim. Bugün de kitabı kısaca gözden geçirip hazır çocuklar okula girmişken, gelen giden yokken yorumlayayım dedim.

   Kitap Gaia’nın tek başına hamile bir kadının doğumunu yaptırmasıyla başlıyor. Normalde sadece annesine yardımcı olurken, annesinin başka bir doğuma gitmesiyle iş başa düşüyor ve ilk bebeğini doğurtuyor. Gaia ve annesi Anklav’a hizmet eden ebelerdir. Ve her ebenin ayın ilk üç bebeğini Anklav’a teslim etme zorunluluğu vardır. Gaia doğurttuğu ilk bebeği annesinin kollarından Anklav’a teslim etmek üzere güç bela alır.

   Bebeği teslim etmesinin ardından eve geldiğinde onu kötü bir sürpriz beklemektedir. Annesi ve babası Anklav askerleri tarafından götürülmüştür ve onu Yüzbaşı Grey karşılar. Sorgulanmanın ardından suçsuz olduğuna inandığı ailesinin geri döneceği inancıyla ileriki zamanlarda da Anklav’a hizmet etmeye devam eder. Ancak uzun bir müddet ailesinden haber alamayınca bazı şeyleri sorgulamaya başlar.

   Öncelikle şundan bahsetmeliyim ki kitap 2400’lü yıllarda geçiyor ve bulundukları yer ikiye ayrılmış durumdadır. Bir tarafta zengin ve tertemiz bir Anklav, diğer tarafta fakir halkın yaşadığı bir nevi kenar mahalle.

   Açıkçası kitaptaki dünyayı çok beğendim. Kaliteli ve farklı bir yapısı var. Okuduğum yorumlara göre Nazi Almanya’sına benzetenler olmuş ve sanırım yazar bundan esinlenmiş.

   Kitabın sade ve akıcı bir dili var. Normalde bu kitabı iki günde bitirebilirdim ama işte malum sebeplerden dolayı iki hafta kadar bir sürede ancak bitti. Karakterleri ayrı bir sevdim ki şaşırtıcı kısımlarına ayrıca bayıldım. Son kısımları onu olarak harika olmasının yanında çok fazla mantık hatalarına rastladım. Ama yine genel olarak çok beğendim ve tavsiye edebilirim.

Puanım


Sevgiyle Kalın… 

Read More

Social Profiles

Twitter Facebook Google Plus Instagram Email Pinterest

Snapchat'teyim!

Snapchat'teyim!

İzleyiciler

Reklam Alanı

En çok yorum yapanlar

Puanlama Tablosu

Puanlama Tablosu

Yasal Uyarı

Site içerisinde yer alan tüm fikir, tasarım, yazı ve fotoğraflar Ebrar Şeyban'a aittir. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak belirtilmeden, izinsiz kullanımı ve alıntı yapılması yasaktır.
Copyright © N. Ebrar Şeyban
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © Bayan Safir Mavi | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com