Bayan Safir Mavi

Bloguma Hoşgeldiniz! :)

Ne okuyorum?

Ateş Ustası - Maria V. Snyder (Usta Serisi #3)

Ne izliyorum?

Teen Wolf

Cumartesi, Şubat 28, 2015

Kitap Yorumu: Beyaz Düşler - Nora Roberts (Gelin Serisi #1)

Beyaz Düşler – Nora Roberts

kitap yorumu beyaz dusler nora roberts gelin serisi 1

Orijinal Adı: Vision in White
Çevirmen: Derya Gezmiş
Sayfa Sayısı: 320
Baskı Yılı: 2011
Yayınevi: Epsilon Yayınevi

Arka Kapak

   Nora Roberts, dört kitaptan oluşan “Gelin” dizisinin bu ilk romanında okuyucularını çocukluk arkadaşı olan ve sonra hep birlikte düğün organizasyonu işine giren Parker, Emma Laurel ve Mac ile tanıştırıyor.

   Çocukluk yılları  boyunca evlerinin arka bahçesinde sözünona düğünler düzenleyerek oyunlar oynayan dört arkadaş için çiçekler, fotoğraflar, tatlılar ve diğer tüm ayrıntılar yaşamlarının bir parçasının haline gelmiştir.

   Çektiği fotoğraflar gelin dergilerinin kapaklarını süsleyen Mackensie Ellliot, arkadaşları arasındaki adıyla Mac, hayatında çocukluğunda kendisinin yaşayamadığı mutlu anları fotoğraflarıyla ölümsüzleştirmeye adamıştır.

   İkinci evliliğini yapan babasını neredeyse hiç göremeyen, sürekli sevgili değiştiren annesiyle de sorunlar yaşayan, sonunda mutluluktan umudunu kesen Mac için her şey, önemli bir düğün görüşmesi öncesinde, müstakbel gelinin erkek  kardeşiyle karşılaştığında değişecektir.

   Carter Maguire, Mac’in tipi değildir aslında. Ancak İngilizce öğretmenliği yapan, fazlasıyla sakin ve kibar bu adam, düğün krizleriyle ve annesinin ardı arkası kesilmeyen talepleriyle boğuşan genç kadının hayatında bir ışık oluverir.

    Mac artık, üç arkadaşının da yardımıyla, kendi mutlu anılarını yaratmayı öğrenmek zorundadır.

“Nora Roberts, masalsı bir hikayeyi başka hiç kimsenin anlatamayacağı güzellikte anlatıyor.”
Rocky Mountain News


Yorumum

   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Ben iyi sayılırım. Bu aralar doğru düzgün kitap okuyamıyorum. Aslında 2 günde okunacak olan Doğum Lekesi’ni 10 gündür okuyorum ve bu beni gıcık ediyor. Bitirdikten sonra yorumunu girip girmemekte kararsızım aslında. Bakalım ne yapacağım bilmiyorum. Neyse gelelim kitabımıza…

   Kitabı elime alıp incelememi sağlayan şey Nora Roberts ismini görmemdi. Daha önce Sıcak Buz adlı kitabını okumuştum. Gerçi o kitabı okuduğumda 12 yaşındaydım.  Konusu hoşuma gittiğinden –kütüphaneden- aldım. 2 gün içinde bitirmiştim ki konusu çok güzel.

   Mac’in yaşantısını okudukça işine çok özendiğimi ve Fotoğrafçı olmak istediğimi belirtmeliyim. Zaten fotoğraf çekmeyi seven birisiyim. Bir gün mutlaka babama profesyonel fotoğraf makinesi aldırmayı düşünüyorum. 

   Ayrıca kitapta en beğendiğim kısımlardan birisi Carter ve Mac’in ilk karşılaşmalarıydı.  Zavallı Carter Mac’i o halde görünce kafasını kapıya çarpıyor.  Kitapta beğendiğim şeylerden biriside Mac, Parker, Emma ve Laurel dörtlüsünün dostluğu. Birbirlerine sıkıca bağlı bu dostlar düğün organizasyonu şirketinin ortakları. Aralarındaki dostluk çok güzel işlenmişti. Laurel’in yaptığı pastaları da canım çekmedi değil hani. Parker’a da bayıldığımı söylemeliyim. Hele Mac’in annesini kovduğu kısımda daha bir hayran oldum. Ayrıca Mac’in Carter ile olan ilişkisi üzerindeki korkuları ve endişeleri çok yerindeydi. Gerçi okurken “Of kızım ya yine mi?” demedim değil.

   Kitap gayet keyifli ve akıcıydı. Okumamın üzerinden epey bir zaman geçti, üzerine bir çok kitap okumama rağmen hala hatırladığım noktalar var. Spoiler vermemek için söylemeyeceğim. Kitabın sevilesi yanlarından biri de seri olması, devamını merak ediyorum. Bakalım okumak ne zamana kısmet olacak.

Puanım
5 yildiz


Sevgiyle Kalın…
sevgiyle kalin

Read More

Perşembe, Şubat 26, 2015

Mim #1

Sevgili Kontesce ucunu açık bıraktığı için bende yapmak istedim. Yaptığım ilk mim ve oldukça eğlendim. Teşekkür ediyorum ^^

tag

Kitap okumak için evde belli bir yerin var mı?
Her yerde okuyabilirim. Okula giderken minibüste, işteyken sakin saatlerde, okulda ders arasında gibi. Ama genellikle evde yatağımda okurum. ^^

Ayraç mı yoksa rastgele bir kağıt parçası mı?
Tabi ki ayraç. Evde bir çekmece dolusu ayracım var ve kimisi de eşyalarımın arasından fırlayabiliyor. :D Sayfa kenarı katlayanlara gıcık olurum içim gidiyor onları öyle görünce. Mesela annem bazen öyle yapar ve evde küçük çaplı bir kıyamet kopar. >.<

Kitap okumayı belirli bir zamanda mı durdurursun yoksa belirli bir bölümde ya da bölüm başında mı durdurursun?
Genellikle bölüm başlarında durdururum. Ama uyudum uyuyacak duruma gelirsem veya acil bir şey olursa (buna içeriden babamın çay doldurmam için çağırması da dahil :D) olduğum yerde bırakırım.

Okurken yemek yemek mi bir şeyler içmek mi?
Her ikisi de. Benim için sorun olmuyor. Kitabın yanında çay ve kahveyi çok tüketirim, bazen de yanında küçük atıştırmalıklar olabiliyor. ^^

Kitap okurken televizyon seyretmek mi müzik dinlemek mi?
Müzik dinlemek. Her ortamda kitap okuyabilirim buna televizyonun olduğu yer de dahil ama sevdiğim bir şey yoksa kitabımı okurum televizyon dikkatimi dağıtmaz. Müziği ise kitap okurken sürekli dinlerim, hatta kitabın türüne göre çalma listelerim bile var.

Tek seferde bir kitap mı yoksa birden fazla kitap mı?
Genellikle bir kitap, daha doğrusu bir roman. Romanın yanında kısa metin içerikli kitapları da okuyabilirim.

Okurken evde mi yoksa her yerde mi okumayı tercih edersin?
Boş olduğum her anı değerlendirip okulda bile olsam okumaya çalışıyorum. Ama genellikle evde okumayı tercih ederim.

Kitabın, kafanın içinde yüksek sesle okunması mı yoksa sessizce okunması mı?
Yüksek sesle okunması. :D Bazen karakterlerle birlikte kafamdan bağırdığım olabiliyor. ^^

Önündeki sayfaları okur musun yoksa sayfaları atlar mısın?
Kesinlikle atlamam. Bazen sıkıcı bir kısımdaki tek cümle bile önemli olabiliyor.^^

Ciltli kitap mı karton kitap mı?
Ciltli kitap tercihim, daha çok seviyorum ama sorsanız sadece bir tane ciltli kitabım var :D

Kitap yazıyor musun?
Kendimce evet. Ortaokuldayken fan hikayeleri yazıyordum, Alacakaranlık falan gibi :D Şimdilerdeyse fantastik içerikli bir kitap yazıyorum. Wattpad’de yayınlamıştım bir kısmını ama her hafta bir bölüm yetiştiremediğim için ara verdim. Finale kadar yazıp sonra yayınlayacağım. :D Göz atmak istersenizbuyrun. ^^


Bende ucunu açık bırakıp, kitapları seven herkes buyursun diyorum :D
Read More

Çarşamba, Şubat 25, 2015

Kitap Yorumu: Gecenin Ötesi - Joss Ware

Gecenin Ötesi - Joss Ware

kitap yorumu gecenin otesi joss ware

Orijinal Adı: Beyond the Night
Sayfa Sayısı: 420
Baskı Yılı: 2010
Çevirmen: Murat Us
Yayınevi: Arunas Yayıncılık

Arka Kapak
   Geleceği Olmayan Bir Adam...

   Doktor Elliott Drake elli senelik uykusundan gözlerini açtığında bildiği dünya yok olmuştu. Amansız ölümsüzler tarafından yönetilen şehirler, artık ıssızdı. Elliott, sıra dışı bir yetenek ile donanmış durumda. İnsanları iyileştirme gücüne sahip olsa da bu güç, ölümcül sonuçlara sebep oluyor.

   Geçmişi Olan Bir Kadın...

   Jade, ölümsüzlerin elinden güç bela kaçtı, şimdi ise intikam peşinde. Elliott’la tanışana kadar hiç kimseye güvenmeyecek. Elliott’ın keskin bakışları ve baştan çıkarıcı dokunuşları Jade’in, içine kapanık, korumacı tavrını yok ediyor. Ancak bu yakışıklı doktorun tehlikeli sırlara sahipmiş gibi bir görüntüsü var. Jade’in tüm kalbiyle Elliott’a güvenmesi acaba ne kadar doğru?

   Bu zifiri karanlık yenidünyada hayatta kalmayı başarabilirlerse, Jade ve Elliott’ın, kendilerini tehlikenin de ötesine götürecek güçlere karşı savaşmaları için beraber çalışmaları gerekecek.


Yorumum

   Merhaba arkadaşlar, keyifler nasıl? Ben oldukça yorgunum. İş-okul-ev üçgeninde gidip geliyorum ve doğru düzgün kitap okuyamıyorum. İş yerinde okumayı sevmiyorum, sürekli gelen müşteriler yüzünden bölününce keyfim kaçıyor. Ben de mümkün oldukça daha önce okuyup da yorumlayamadığım kitapların yorumunu yazmaya çalışıyorum.

   Şimdi… gelelim kitabımıza. Kitap kurgu yönünden oldukça iyi bir kitaptı. Bundan elli küsür yıl sonrasını anlatan bir bilim kurgu kitabıydı. Karakterimizin elli yıllık bir uykudan uyanmasıyla başlıyor ve gerçekten güzel bir kurgusu ve işleyişi vardı.

   Ama… Çevirisi iyi değildi. Bazı cümleler çok karışıktı anlamak için dönüp tekrar okuduğum yerler vardı. Anlamakta zorlandığım kısımlar oldu.

    Yine de okudum ve memnunum çünkü gayet iyi ve orijinal bir kurgusu vardı. Kurgusu için okunur diyorum ben. Gerisi size kalmış.

Puanım
4 yildiz


Sevgiyle Kalın…
sevgiyle kalin

Read More

Salı, Şubat 24, 2015

Kitap Yorumu: Sadece Dinle - Sarah Dessen

Sadece Dinle – Sarah Dessen


Orijinal İsmi: Just Listen
Sayfa Sayısı: 420
Baskı Yılı: 2008
Çevirmen: Bengi Akşehirlioğlu
Yayınevi: Artemis Yayınları

Arka Kapak

   “Ben Annabel’im. Her şeye sahibim. Manken gibiyim, akıllıyım, sosyalim. Şanslılardan biriyim. Peki, acaba gerçekten öyle miyim?”

   Annabel Greene, her şeyi olan kızdı. En azından Kopf’s mağazalarının reklamlarındaki rolü şuydu: En iyi öğrenci, popüler ponpon kız, arkadaş grubunun gözdesi, mezuniyet balosunun göz alıcı kraliçesi. Oysa gerçek hayatta, Annabel hiçbir şeyi olmayan kızdı: Kötü-kalpli-ama-ilginç Sophie ile olan arkadaşlığı pis söylentilerle sona erdiğinden bu yana yakın arkadaşı kalmamıştı. Ablasının yeme bozukluğu ailesini meşgul ettiğinden evde de huzuru yoktu. Annabel, aklındakileri ve içinden geçenleri kimseyle paylaşamıyordu. Derken Owen Armstrong ile tanıştı. Yoğun, müzikle haşır neşir ve sonuçlar ne olursa olsun, daima gerçeği söylemeye kararlı bir gençti Owen. Sorunlarıyla yüzleşmekten nefret eden bir kız, şeffaflığa tutkun bir çocukla duygusal bağ kurabilir miydi? Ve Annabel, acaba Sophie ile arkadaşlığını sona erdiren o gece aslında neler olduğunu anlatma cesaretini kendinde bulabilecek miydi?

   Eşsiz yazar Sarah Dessen Türkiye’deki genç okurlarıyla Sadece Dinle aracılığıyla ilk kez buluşuyor.

   “Dessen, karakterlerinin iç dünyalarıyla dış çevrelerini irdeliyor ve onların kusurlarını, insani yanlarını, mücadelelerini ve başarılarını gözler önüne seriyor. Roman hem karmaşık hem de inandırıcı bir şekilde gençlerin zihnine dalıyor, bu zihinlere hayat veriyor. Okuyucular, çevirdikleri her sayfayla beraber karakterler hakkında daha fazla şey merak ediyor.”

-School Library Journal

   Sarah Dessen: Sarah Dessen, çağdaş ilkgençlik romanlarına odaklanmış bir yazardır. Kitaplarından birçoğu ödüller almıştır ve son romanı The Truth About Forever (Sonsuzluk Hakkındaki Gerçek) (Artemis, 2009) gelmiş geçmiş En İyi On Gençlik Kitabı arasında gösterilmiştir. Yazar Kuzey Carolina’da yaşamaktadır.


Yorum

   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Bu gün oldukça keyifli ve bir solukta biten bu kitabın yorumunu yapacağım.

   Kitabı gerçekten bir solukta bitirdim, oldukça akıcı kendini okutan bir anlatıma sahip bir kitaptı. Karakter yönünden de iyi bir kitaptı. Duygusal yönleri oldukça güzel işlenmişti.

   Bazı yerlerde Annabel’e kızdım. Anlat işte daha ne duruyorsun diye söylendiğimde oldu. Whitney ve Kristen - Annabel’in ablaları - karakterlerini bir birlerine zıt karakterler olmalarına rağmen sevdiriyorlar kendilerini. Özellikle yeme bozukluğu olan ablasının –sanırım Whitney’di- ilerinde nasıl olacağını merak ettiriyordu.

   Birde Mallory var tabii. Çok konuşan devamlı kıyafetlerden ve modadan bahseden birisi. Biraz gıcık olduğumu söylemeliyim. En beğendiğim karakter Owen. Ah o Owen yok mu harika bir şey.  Dürüstlüğüne hayranım. Annabel ve Owen’in müzik hakkında ki tartışmaları da ayrı bir konu. En çok eğlendiğim kısımlardan biri. Kitapta bariz bir şekilde aşkın ön planda olmaması gayet güzeldi.

   Kitap söylemek istediğimiz ancak söyleyemediğimiz şeyler üzerineydi. Söylemek istediklerimiz ne kadar zor dile getirilse de bunu yapmamız gerektiğini çok güzel bir şekilde anlatıyor. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Mutlaka okuyun.

Puanım


Sevgiyle Kalın…

Read More

Pazartesi, Şubat 23, 2015

Kitap Yorumu: Ufka Dokunmak - Iris Johansen

Ufka Dokunmak - Iris Johansen

kitap yorumu ufka dokunmak iris johansen


Sayfa Sayısı: 220
Baskı Yılı: 2010
Yayınevi: İlayda

Arka Kapak

    Çöl fırtınasına kapılan Billie’yi kurtaran adam çok yakışıklı ve karizmatikti. Küçük çaplı bir film için orta doğuya gelen Billic Callahan, kendini bir hiç ummadığı bir maceranın içinde bulmuşcasına çöl fırtınasından kurtulmasına yardımcı olan adama hayretler içinde bakıyordu. Bir prens gibi yakışıklı olduğu kadar da gizemli olan bu adam, sanki bir şair gibi konuşuyordu. Peki, bu çekici adamın, koskoca bir çölün ortasında işi neydi. Daha da ilginci Billie gibi sıradan bir kadın onun için neden bu kadar önemliydi?

   Bu yoğun ilgi Billie’yi meraklandırdı ve David’in davetini kabul edip, evim dediği ufak kalesine gitmeyi kabul elti. Arlık Billie hiç de ummadığı romantik bir maceranın içindeydi ve bu yakışıklı adamın ona sunduğu güzelliklerin ardı arkası kesilmiyordu...

“Aradığınız aşkı hiç ummadığınız bir yerde bulacaksınız…”
Publishers Weekly

“Romantizmin ustasından büyüleyici bir başyapıt.”
Booklist

“Tam isabet, yine çok güzel bir romantik macera.”
Kirkus

“Johansen farklı bir romantizmle akılları kurcalayan gizemi birleştirmiş ve çok harika bir romana imza atmış.”
Publishers Weekly

“Johansen büyüleyici bir kaliteye sahip.”
Library Jourmal


Alıntı

''Eğer sadece bir şans verirsen sevgi nereye dikersen dik büyüyecektir.Ama ona bir şans vermen gerekir. Gitmene izin vermezdim,biliyorsun. Peşinden geliyordum.Hayatında bundan önce yer almış kişiler gitmene izin vermiş olabilirler ama ben vermem. Hiç bir zaman. Eğer benimle kalmayacaksan bende seninle gelirim,bir derviş gibi peşine düşerim,sırtımda gitarını taşırım. Napa Vadisinde seninle birlikte üzüm toplarım,Samoa da inci yakalamak için dalarım ya da Nassau da birlikte turistler için hasırdan sepetler yaparız.'' David'in safir gözleri bir akkor gibi sıcacık parıldıyordu. ''Birlikte yaşarız,birlikte çalışırız,birlikte severiz. Ve son ne olur biliyor musun? Bir gün nihayet kök saldığını görürsün dağ lalem. Ben senin köklerin olurum,tıpkı senin de benim köklerim olduğum gibi. Köklerimiz birbirine geçer ve yılla geçtikçe daha da güçlü büyüyüp serpiliriz''



Yorumum

   Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Bu kitabın ve bir önceki yorumladığım kitabı daha önce Bir Yudum Hayal bloğunda görmüş olabilirsiniz. Şimdi tekrar burada yayınlamamın sebebi artık burayı kullanıyor olmam ve zamanında çok amatörce birkaç cümleyle yorumladığım kitabı hem gözden geçirip hem daha düzgün bir yorum yapmak. Okuduğunuz için şimdiden teşekkürler.

   Gelelim kitabımıza… Kitap bir solukta okunup bitecek şekilde akıcıydı. Aynı zamanda karakterleri ve kurgusuyla da okudukça okuyası geliyor insanın.

   David karakterine bayıldım ki bayılmamak elde değil. Yok böyle bir erkek dedirtiyor ki harbiden yoktur herhalde. O sözleri, konuşmaları insanı alıp uzak diyarlara uçurur cinsten. Duyguları çok iyi yansıtıyordu.

   Hatırlayabildiğim kadarıyla böyleydi. Uzun zaman olmuş nereden hatırlıyorsun derseniz, şöyle ki kitabın içeriğini, isimleri, olayları unutabilirsiniz ancak hissettirdiklerini unutamazsınız bence. Okumanızı tavsiye ederim. Gerçek dünyadan kopmak, kafa dağıtıp rahatlamak isteyenlere kesinlikle tavsiyemdir. Başka bir yayında görüşmek üzere…


Puanım
5 yildiz

Sevgiyle Kalın…
sevgiyle kalin

Read More

Pazar, Şubat 22, 2015

Film Yorumu: Ghajini

Ghajini

film yorumu ghajini


Yapım Yılı: 2008
Hintsinemasi Puanı: 9.1
IMDb Puanı: 7.0
Vizyon Tarihi: 25.02.2008
Film Süresi:  183 dakika
Film Dili: Hintçe, Urdu
Yapımcı Şirket: Geetha Arts
Ülkesi:  Hindistan

Filmin Konusu:

   Sanjay Singhania adlı Hindistan’ın en zengin iş adamlarından bir tanesidir. Sanjay Singhania, telefon hattı şirketinin sahibidir ve ülkesinde herkes onu bilmektedir. Sanjay, reklam filmlerinde oynayan Kalpana ile bazı olaylar doğrultusunda tanışır. Ama o kız Sanjay Singhania’ın olduğunu bilmemektedir. İş adamı olarak kendini tanıtmamaktadır. Hindistan’da fakir bir adam olarak kendini tanıtmaktadır. Kalpana ile beraberliği devam etmektedir. Evlenme teklifi etmektedir. Kendi evlerine ilk adım attıklarında ona kendisinin Hindistan’ın en çok zengin iş adamı olduğunu söyleyecektir.

   Kalpana çok iyi kalplidir. Organ mafyasının elinden küçük kız ve erkek çocuklarını kurtarır. Mafyanın lideri Ghajini bu duruma çok sinirlenmiştir. Kalpana ve eşinin oturduğu evi bulur. Eve girdiğin de sadece Kalpana vardır. Kalpana’yı tokatlayarak ağzını ve burnunu kan içinde bırakır. Bu sırada Sanjay Singhania gelmektedir. Olaya el atan mafya Sanjay’ı eşek sudan gelinceye kadar döverler. En sonunda yerde yatan Kalpana’in kafasına doğru büyük bir demir parçası ile nişan almaktadır. Sanjay’ın gözleri önünde kafasını demir parçasıyla yarılmıştır. Olayların ardından Sanjay Singhania’da kafasına aldığı darbe ile benliğini unutmuştur.

   İş adamı rolünden çıkmış ve Kalpana’yı öldüren Ghajini‘yi bulmak için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Kafasına aldığı darbe yüzünden her 15 dakikada bir hafızasındaki her şey silinir. Bu duruma günlük yaptığı alışkanlıkları ile vücuduna ve not defterine yazdığı yazılar ile her şeyi hatırlamaktadır. Sanjay, eşini gözleri önünde öldüren Ghajini’yi bulmaya çalışacaktır.


Yorum

   Bu güne kadar izlediğim en güzel Hint filmiydi. Filmin hem komik yanları hem de aşırı dram yanı vardı. Hafızasının 15 dakikada bir resetlenmesi ve hatırlama yöntemi gerçekten güzeldi. Senarist çok başarılı bence. Ayrıca dikkatimi çeken bir nokta var. Adam kendini öyle bir yetiştirmiş ki bir yumrukla insanları yere serebiliyor. Film öyle güzel ki bunlar göze batmıyor bile. Hint filmlerinde sıkça olduğu gibi bu filmde de dans vardı. Filmin arasına dansı sokuşturmayı ihmal etmemişler. ^_^  Bu filmi bir ablamın tavsiyesi üzerine izledim ve iyi ki izlemişim diyorum. Eğer izlemediyseniz bende size tavsiye ediyorum.

Sevgiyle Kalın…
sevgiyle kalin

Read More

Cumartesi, Şubat 21, 2015

Kitap Yorumu: Kıymık - Sebastian Fitzek

Kıymık – Sebastian Fitzek

kitap yorumu kiymik sebastian fitzek

Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2011
Çevirmen: Firuzan Gürbüz
Yayınevi: Pegasus

Arka Kapak

   Almanya'nın 1 numaralı polisiye yazarından nefes kesen bir gerilim romanı. Heyecanı her sayfasında yaşayacağınız Kıymık'ta bir sonraki sayfa için sabırsızlanacaksınız. Hayatınızın en kötü anılarını hafızanızdan silebilecek olsaydınız, yapar mıydınız? Peki ya yanlış giden bir şeyler olursa?

   Marc Lucas hayatında yaşayabileceği en kötü şeyi yaşar: Kendisinin sebep olduğu bir trafik kazasında karısını ve doğmamış çocuğunu kaybeder. Kazada yaralandığı zaman ensesine batan kıymığı her an hissediyor, ama gerçek yaraları daha derinde. Hayatı her geçen gün daha katlanılmaz hâle gelirken bir ilanla karşılaşır. Yeni bir deney için bir Psikiyatri Kliniği travma geçirmiş gönüllüler aramaktadır.

   Korkunç anıların pençesinde kıvranmadığınız bir hayat düşünün. Marc Lucas, bunun son şansı olduğunu anlar; artık karısını ve bebeğini unutması gerekiyor. Sonsuza dek. Ancak gerçek dehşet geçmişinde değil, geleceğinde yatmakta. Hastanedeki ilk testleri yaptırıp evine döndüğünde dünya artık onu unutmuş gibidir. Anahtarları kapıyı açmaz, kapısının üzerinde yabancı bir isim vardır ve kapı açıldığı zaman korkunç bir kâbusa uyanacaktır.

   "Fitzek akıcı, yürek burucu ve derin bir üslupla yazıyor. Kitaplarının etkisinden son sayfayı bitirdikten çok sonra bile kurtulamıyorsunuz." -John Katzenbach-


Yorumum

   Bu kitabı belediye kütüphanesinden alıp okumuştum. Her ne kadar okuduğum kitabın kendime ait olmasını istesem de pek mümkün değildi o zamanlar benim için. Geçen seneden beri kitaplarımı çok şükür alabiliyorum ve kütüphane yolunu tutmak zorunda kalmıyorum.

   Her neyse gelelim kitabımıza… Kitabı ilk olarak kapağından dolayı elime aldım. İsmi ve kapağı oldukça dikkat çekiciydi. Arka kapak yazısı da ayrı bir merak uyandırınca ödünç alıp ve eve gelir gelmez okumaya başlamıştım. Başlarında biraz sıkıldığımı hatırlıyorum. Ayrıca oldukça kafa karıştırıcı bir kurgusu vardı. -Ki bunun sebebinin henüz 15 yaşlarında olmama bağlıyorum, o kitabı şimdi okusam daha iyi anlardım sanırım.-  Kitap ilerledikçe her şey daha karmaşık hal almaya başlıyor ki bunlardan en önemlisi Marc klinikten eve döndüğü zamandan itibaren kitap kendini okutturuyor.

   Kitap yaşanılanları unutturan bir kliniğin üzerinde dönüyor. İnsan okurken düşünmeden edemiyor ben unutmak ister miyim diye… Ki ben istemezdim açıkçası. Çünkü bizi biz yapan yaşadıklarımızdır. Siz ne düşünüyorsunuz?


Puanım
5 yildiz


Sevgiyle Kalın…

Read More

Dizi Yorumu: Arrow 1. ve 2. Sezon

Arrow

dizi yorumu arrow sezon 1 ve 2

IMDb: 8.3
:Yapım: 2012 - ABD, 
Tür: Aksiyon,  Dram,  Fantastik,  Macera
Süre: 60 dakika
Yönetmen: David Nutter, 
Oyuncular: Katie Cassidy, Manu Bennett, Willa Holland, Stephen Amell, Colin Salmon
Seneryo: Andrew Kreisberg, Greg Berlanti, Marc Guggenheim, Mort Weisinger
Yapımcı: Greg Berlanti, Marc Guggenheim




  Starling City’nin en zengin adamı Robert Queen’in oğlu Oliver Queen çıktıkları yat gezisinin kazayla sonuçlanmasının ardından hayatta kalan tek kişidir ve beş yıl boyunca ‘Araf’ anlamına gelen Lian Yu isimli bir adada hayatta kalma mücadelesi verirken bulunur.

  Oliver Queen, Starling City’e geri döner ancak eski Oliver değildir. Ailesi ve çevresindekiler onun geçen 5 yılın onu değiştirdiğini fark ederler. Oliver, etrafa hala eski, playboy Oliver olduğunu yansıtmaya çalışırken aynı zamanda yeşil başlığının altında babasının ona bıraktığı listedeki şehri hayal kırıklığına uğratan insanları yakalamaya çalışır.

   Dizinin karakter seçimlerinin çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Bence Stephen Amell, Arrow karakteri için biçilmiş kaftan. Zamanla Arrow’un yanında yer almaya başlayan karakterleri de çok seviyorum. Özellikle Felicity, gerildiğinde fazla konuşan, bazen saçmalayan ve bilgisayar dehası. Bana sanki o olmasaydı dizi bu kadar iyi olmazmış gibi geliyor. En sevdiğim karakterlerden bir tanesi.

   Dizinin kendine özgü bir havası var. Kimi okuduğum yorumlarda bir film ve ya diziydi hatırlamıyorum, benzer yanlarının olduğunu söylüyorlardı. Ama açıkçası ben izlediğim dizilerde bir benzerlik göremedim, belki de izlememişimdir o bahsettikleri filmi. Kendine özgü bir havası var derken şundan bahsediyorum, dizi her sezon üzerine kat kat fazlasını koyarak devam ediyor. Dövüş sahneleri olsun ki her daim kazanan bir karakter değil, 3. Sezonda ölümün sınırına geldiği göz önüne alınırsa yenilmez de değil upss spoiler.

   Her sezon farklı bir konu üzerinden giderken bölümlük olarak farklı suçluları yakalayıp adalete teslim ediyor. Ayrıca zaman zaman Lian Yu’da yaşadıklarını - minik bir spoiler, beş yılın tamamında Lian Yu’da değildi-  anlatan sahneleri de oldukça başarılı çekilmiş.

   Birbirinden farklı karakterleriyle oldukça keyifli, bol aksiyonlu, kendine özgü havasıyla insanı bölümlerin peşinden sürükletiyor. İzlemenizi tavsiye ederim.


Sevgiyle Kalın...

Read More

Perşembe, Şubat 19, 2015

Kitap Yorumu: Düğün Hediyesi - Lucy Kevin

Düğün Hediyesi - Lucy Kevin

kitap yorumu dugun hediyesi lucy kevin

Sayfa Sayısı: 160
Baskı Yılı: 2013
Çevirmen: Özge Fındıklı
Yayınevi: Arkadya Yayınları

Arka Kapak

Julie Delgado, restoranı kapandıktan sonra, San Francisco'da ünlü bir düğün mekânı olan Rose'un Köşkü'nde geçici olarak işe başlar. Julie hazırlayacağı mönüyle gelinle damadın başını döndürmeyi planlıyordur, böylece yeni patronunu etkileyecektir. Ancak kaderin Julie için farklı planları vardır. Damat yerine damadın kardeşi ünlü şef yemekleri tatmaya gelince, işler umduğu gibi gitmez.

Andrew Kyle, ünlü bir şef olmakla birlikte yaptığı eleştiriyle Julie'nin restoranının sonunu getiren kişi olma özelliğine de sahiptir. Andrew Julie ile Rose'un Köşkü'nde tanıştığı anda onun risk almayan biri olduğunu anlamıştır. O andan itibaren Andrew'un tek isteği, Julie'nin kalbine ördüğü bu zırhı kaldırmaktır.

Andrew'la aralarındaki karşı konulmaz kıvılcıma rağmen Julie, hayatında bir kez olsun aşkı göze alabilecek midir?




Alıntı

   “Bu kadar basit değil mi?” diye soran Evie, usulca güldü. “Hiçbir zaman değildir. Benim sana tavsiyem hayatla barışık olman ve seni nereye götüreceğine bakman.”


Yorum

  Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Bugün ablamın (dayımın kızı oluyor kendisi) hediye ettiği bu güzel kitabı yorumlayacağım. 

   Ahh bayılıyorum böyle çıtır çerez kitaplara. Bir çırpıda okunup biten, bittiğinde ne ara bittiğini sorgulatan bir kitaptı. Oldukça keyifli, akıcı bir dille yazılmış keyifli bir kitap.

  Arkadya yayınlarının kitap kapaklarına ayrı bir bayılıyorum. Ayracındaki süsü, kapak tasarımı muhteşem. Kuzenim kapıda elinde bu kitapla belirdiğinde hemen elinden kapıp, küçük bir çocuğun oyuncak ayısına sarılması gibi sarmalayasım geldi kitabı. Kitap en güzel hediyedir dostlar. Hele böylesi tatlımı tatlı bir kitap en güzellerinden.

  Kitabın konusuna gelirsek, Julie Delgado, hayal kırıklığına uğramış ve bunun en büyük sebebinin ünlü şef Andrew Kyle olduğunu düşünen genç bir kadın. Andrew Kyle ile gerek aralarındaki diyaloglar olsun gerek çekimleri olsun müthiş bir çiftti.

   Kitapta en çok sevdiğim nokta, Anrew’in yardımıyla, Julie’nin içindeki bastırdığı yeteneğini ortaya çıkarmasıydı.

   Tadı hala damağımda olan lezzetli bir o kadar da keyifli bir kitap. Ayrıca 5 kitaplık bir serinin ilk kitabı. Okuma tıkanıklığına kesin çözüm getirebilecek bir kitap. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Puanım
5 yildiz

Sevgiyle Kalın...
Read More

Kitap Yorumu: Ali'm - Işıl Parlakyıldız (Bir Türk Masalı #2)

Ali'm - Işıl Parlakyıldız

kitap yorumu alim isil parlakyildiz bir turk masali

SayfaSayısı: 536
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: Müptela Yayınları

Arka Kapak

"Biliyordum, onu gördüğümde yine bütün kalkanlarım bedenimi saracak ve âşık ruhumu saklayacaktım. Artık hiç değilse kendime dürüst olma vaktiydi. Aslı ruhuma işlemişti işlemesine de ben bunu istiyor muydum? Hoş aklıma, ruhuma girerken bana sorduğu yoktu ama korkuyordum. Hiçbir şeyden korkmadığım kadar korkuyordum."

Ali Aral, nam-ı diğer Ali'm.. Karanlık ve acımasız bir hayatı seçmek zorunda kalan, korkularını ve pişmanlıklarını kör bir cesaretin arkasına saklayan bir adam… Ali'm, yetimliğinin acısını; Duygu'ya can, Bekir'e kan, Sado'ya yıkılmayan duvar olarak unutmuştu. Hercai arzuların efendisiyken, bir gün hayatına gökten zembille inen Aslı'yla tanıştığında hayatındaki en büyük eksikliğin ne olduğunu anladı: Aşk... Fakat hayatındaki eksik şeyi yerine koymak sandığı kadar kolay olmayacaktı.

Ali'm, Aslı için yanmayı ve yakmayı öğrenebilecek miydi? Öksüz ruhuna, kana bulanmış geçmişine aşkı anlatabilecek miydi? Ondan kaçan kadını, onu kendinden bile çok seveceğine inandırabilecek miydi?

Hercai arzuların ebedi aşka dönüştüğü Bir Türk Masalı daha...


Alıntılar

   Gülüşünde yer gök silindi. Neredeyse onu gönderdiğime pişman olacak bir gülüştü bu. Evet emindim. Şu Eros dedikleri aşk tanrısı beni tam kıçımdan vurmuştu.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
  O cennetin suyuydu ben yanlışlıkla cennete düşmüş yanmaktan susamış günahkâr...
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
  Lan Eros seni bir bulayım kendime aşık etmezsem tükür yüzüme!
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
   “Tabii git, hiç deme bu adam yalnız kalacak diye…”
   “Levent, harbi bana aşık olduğundan şüphe etmeye başladım.”
   “Ne aşkı? Benimki yalnızlık.”
   “Gel koynumda uyu o zaman Küçük Emrah!”
   “Yok lan ezersin sen beni…”
   “Ha yani ezmem dersem geleceksin”
   “Düşünürüm bebişim!”
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
   “Senin adın bundan sonra benim adımın yanında yer alacak, senin nefesin benim nefesimle duyulacak. Bundan sonra her şeyim sen olmakla her şeyin ben olacağım anlaşıldı mı?”


Yorum

   Bu kitabı 15 tatilde 3-4 günlüğüne Çerkezköy’e gittiğim zaman hiç hesapta yokken almıştım. Merkezden aşağıya inerken kitapçı takıldı gözüme, benden kaçar mı zaten? Kuzenimde bizleydi, tuttuk annemi kolundan girdi kitapçıya. Herkes bir yana dağılırken benim gözüme bu kitap birde Şahmelek takıldı. Asıl amacım İlknur ablanın Satılık kitabını almaktı ancak yeni çıktığı için henüz onlarda yoktu. Şahmelek ile Ali’m arasında kalınca anneme danıştım. O da çok sever kitap okumayı. Onun tavsiyesiyle Ali’m de karar kıldım. Ancak eve döndüğümde fark ettim ki Duygu adlı kitabın devamı niteliğindeymiş. Yani serinin 2. kitabı. Siz sakın böyle bir hata yapmayın. Çünkü bu kitap Duygu hakkında bayağı bir spoiler içeriyor.

   Neyse efendim kitabımıza gelecek olursak… Kitap Ali’nin ağzından anlatılıyor. Erkek ağzından anlatılan kitapları seviyorum, benim için farklı bir soluk oluyor. Erkeklerin öküz gibi davranırken aslında içinde kopan fırtınaları seriyor gözler önüne. Ali’nin çocukluğu, yaşadığı talihsizlikler, Sedat ile tanışması, annesine olan özlemi, Aslıya olan aşkı çok güzel yansıtılmıştı. Hissettirerek okutan bir kitaptı.

  Kitapta severek okuduğum birçok sahne vardı. Leventle ağız dalaşları, Uludağ gezisi, -özellikle- kaza,  Duygu-Aslı-Selma üçlüsü… daha bir çok sayamayacağım kısımlar.

   Ali’nin aşkı öğrenemeyip yaptığı öküzlükler biraz sıktı açıkçası. Birbirlerinden uzak kalıp kavga ettiği kısımların çokluğu tek eksiydi bence kitaptaki.

  Yine de kitap bir uyum içinde ve güzel bir şekilde son buldu. Ben sevdim açıkçası. Şimdi okuma sırası sizde.


Puanım
5 yıldız


Sevgiyle Kalın...


Read More

Çarşamba, Şubat 18, 2015

Bloguma Hoşgeldiniz!

bloguma hosgeldiniz

Merhabalar,

  Ben Ebrar. Kiminiz beni Bir Yudum Hayal blogundan tanıyordur. Zaten blogun vardı neden yeni açtın diye soranlarınız varsa hemen cevap vereyim, kendi adıma bir blog açmak istedim. Zaman zaman Bir Yudum Hayal'de de paylaşım yapabilirim ama bundan böyle burada olmayı planlıyorum. Bir Yudum Hayal ile kuzenim ilgilenecek.
  Tanımayanlarınız için Ben Kimim? sayfasında kendimi tanıttım. Umarım güzel vakit geçirirsiniz.

Sevgiyle Kalın...



Read More

Social Profiles

Twitter Facebook Google Plus Instagram Email Pinterest

Bloglovin'deyim

Snapchat'teyim!

Snapchat'teyim!

İzleyiciler

Reklam Alanı

En çok yorum yapanlar

Puanlama Tablosu

Puanlama Tablosu

Yasal Uyarı

Site içerisinde yer alan tüm fikir, tasarım, yazı ve fotoğraflar Ebrar Şeyban'a aittir. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak belirtilmeden, izinsiz kullanımı ve alıntı yapılması yasaktır.
Copyright © N. Ebrar Şeyban
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © Bayan Safir Mavi | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com